19 Ekim 2010 Salı

YÖNETEMİYORUZ

Türkiye’de spor kulübü yönetmek çok enteresan bir iş. İşi bilsin veya bilmesin, parası olan herkes yönetici olabilir. Bunun için herhangi bir eğitime ihtiyacı yoktur. İlişkilerinin biraz kuvvetli olması yeterlidir. Çünkü futbolla siyaset çok fazla iç içedir. İki tarafın da birbirine ihtiyacı olduğu zamanlar gelebilir. Futbolun pastası çok büyük olduğundan, bu pastadan pay almak onların da doğal hakkıdır.

Takımlarımızın Avrupa’da başarısız olmasının ana sebebi, yöneticilerin beceriksizliğidir. Avrupa’da adı duyulmuş, ama geldiği takımda neden oynayamadığı çok fazla sorgulanmamış oyuncuları getirip havaalanına o saatte işleri olmayan yüzlerce adamı toplarlar. Bundan sonra da “Ben yapacağımı yaptım. Başarılı skorlar görelim artık” deyip olayları izlemekle yetinirler. Avrupa futbolu başarılı yönetim örnekleriyle doludur. Olympique Lyon, bu kulüplerin başında gelir. Belki de Türk kulüplerinin örnek alınması gereken ilk kulüptür. 1950 yılında kurulmuş, 2002-2008 arasında 7 sene üst üste Fransa Şampiyonu olmuş, 2010’da Şampiyonlar Ligi’nde yarı final görmüştür. 10 sene önce adı anılmayan bir kulüpken, şu anda dünyanın en başarılı 10 kulübü içinde yer alması şansla açıklanamaz sanırım. Jean-Michel Aulas’ın başkanlığı incelenmesi gereken bir olaydır.

Türkiye’nin “Avrupa’nın Katar’ı” olması, bize kısa vadede iyi bir rüzgar getirse de, uzun vadede hiçbir fayda sağlamayacak gibi görünüyor. Yöneticiler takımlara iyi bir “scout” sistemi getirmedikçe, hayalini kurduğumuz genç yetenekleri göremeyeceğiz. Kafalarını biraz kaldırsalar, dünyada bu işin nasıl yapıldığını, aslında ihtiyaçları olan şeylerin etraflarında da olduğunu görecekler. Ama sanırım kimsenin işine gelmiyor.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder